20 Mart 2013 Çarşamba

Ölümden öte ne var?

Zaten yaşamak çok zorken, bir şeylere umutla bağlanmak imkansızken bir de bu hayal kırıklıkları çıkıyor. Seni yerle bir ediyor. Koyverip gitmek istiyorsun, olmuyor.

Ölümden daha ciddi bir şey varsa, o da yaşamanın ta kendisi.

17 Mart 2013 Pazar

Boş

Güzel abim benim, söylemeye çalıştığın şeyin herkes tarafından farklı algılandığı bir dünya burası. Burada evrensel bir dil yok, burada kadının adı yok, burada aşk denen bir şey yok. Burada herkes birbirinden nefret eder, birbirini yanlış anlar, burada aşk yoktur, aşktan korkulur, insanlar heyecanlanmaya dayanamaz, çünkü insan olduklarını hatırlamaktan korkarlar. Burada acı vardır, yoksulluk vardır, burada iyi olmayan her şey vardır be abi. Bazen iyiler gelir, iyi duygular gelir; onlar da körelir. Bir bakmışsın her şey ölü, her şey yok olmuş. Sen kalakalırsın, bir öğle vakti içindeki boşlukla yatağında yatarsın. Kimse seni anlamaz. Kimse seni anlamaz. Hala ne anlatıyorsun? Kimse seni anlamayacak. Anlamayacak. Anlatma be abi. Anlatma.

 Şaşırma güzel abim, burası böyle bir dünya. Fazla bir şey umma.

İyi şeyler anlatma bana, umudu anlatma. Umutsuzluğu anlat artık, tüm o kötülükleri, dünyanın amına koymalarını anlat, dünyanın amına koyan tüm orospu çocuklarını anlat, gerçek orospuları, günahsızlıklarını, siyaset yapanlardan bin kat daha aydın, bin kat daha insan olan orospuları anlat. Benim şu an onlardan ''orospu'' diye bahsetmemin sebebi olan insanları anlat. Aklını nasıl yitirdiğini anlat, ara sıra nasıl gerçek hayata döndüğünü, kitapları, şiirleri, çocukları anlat be abi. Hep derdik ki, ''Çocuklar olduğu sürece bu dünyada hala güzel bir şeyler var.'' Yok be abi. Nasıl olsun? Bu çocuklar kendilerine yetişkin diyenlerin, daha kendi umutsuzluklarıyla başa çıkamayan insanların elinde değiller mi? Çocukların güzelliği bizimle soluyor be abi, bizimle soluyor. Umutsuzluğu anlatsana bana, dünyanın yok oluşunu anlat, küresel ısınmayı, küresel ıkınmaları anlat, Tanrının siktir ettiği yerlerde ölen, öldürülen insanları anlat. İnsanları anlat be abi. İnsanlığı anlat. İnsanlık umutsuzlukla eşdeğerdir benim gözümde, beni bana anlat.

Beni anlat be abi. Bizi anlat.

Kayıp

''Kaybedecek neyimiz var ki?'' diye giriştiği tüm olaylar bir bir aklına geldi. Ardından, kaybedebileceği en gerçek şeyi kaybetti.

Kendini.

Üçüncü sayfa

Her şey eski zamanlardaki gibiydi. Hayvanlar, kitaplar, şehirler eskisi gibiydi. Yalnızca adamlar değişmişti. Uyku denen olgunun ihtiyaç olması bir yana, bir şeylerden kaçış yolu olduğu yalnızlar tarafından biliniyordu. Yalnızlar, sadece yalnızdılar. Yalnız adamlar eskisi gibiydi. Yalnızca, adamlar eskisi gibiydi. Kitaplara anlamlar yükleniyor, şehirler kirleniyor, hayvanlar teker teker ölüyordu. Anlaşılamamıştı. Anlatamamıştı. Yalnızlığını avuttuğu tek şeyin ciğerini karartan tütün olduğunun farkındaydı. Zordu. Unutmak, unutulmak, aklında olmak, aklında kalmak zordu. Aklına gelen şeylerden kurtulmak için bir sigara yakıp, pencereyi açtı. Unutmuştu. Ölüm sessizliğinin farklı bir boyut kazandığı evinde yalnızdı. Güldü. Birileri tarafından seviliyordu, ama onun başka bir şeye ihtiyacı vardı. Eksikliğinin dolduğu yerde, korku başlıyordu. Sigara yaktı. Dolaptan usulca birasını alıp oturdu. Birayı unuttu. Sigarayı unuttu. Her şeyi unuttu. Artık kendisi için sevmenin de ötesinde olan tek şey sevilmekti. Sevilmedi. ''Aşk örgütlenmektir, bi düşünün abiler.'' diye mırıldandı. Örgütlenecek kimse yoktu. Sigarayı unuttu. Her şeyi unuttu. Unuttuğu için kendine kızamıyordu. Unuttuğu şeyleri hatırlamak diye bir şey yoktu. Unutulan unutulmuştu. Sigara, bira yok oldu. Adamlar yok oldu. Kendisi yok oldu. Bu çarkın içinden kurtulması için gerekli olan bir adam vardı, onu bilmiyordu. Adam kalabalıktı. Sevilmedi. Zaten bir araya gelmelerine gerek yoktu. Zaten hiçbir zaman gerek olmuyordu. Oturduğu yerde yoruldu. Sigarayı unuttu. Yangındaki alevler içinde kendisini buldu. Gerçekten de ahlak, aşktan daha önemli değildi. Aşık olamıyordu. Yandı, kül oldu.

İki oda bir salon evinde tek başına ölü bulundu.

19 Şubat 2013 Salı

boşluğa düştüler
beraber
birisi çıkmak için çırpınırken
yoruldu
ötekine bir el uzandı
kalabalık oldu

boşluğun içinde
beraberken, ayrı düştüler

17 Şubat 2013 Pazar

Göğe bakamıyoruz

Çok kısa zamanda yerine oturdu her şey. Ve ben, mutlu olmaman için elimden geleni yapıyor gibiyim. Kırılma bana, üzülme. Çünkü ben o bakışları artık biliyorum. Hiçbir şey elimde değil sanki, sahip olmak için çırpındığım hiçbir şey benim değil. Şimdi ise, sahip olmak için çabaladığım tek şey, asla benim olmayacak gibi. Saatler, yıllar, başka insanlar, balıklar var arada. Ben her zamanki gibiyim, balıklar, zamanlar her zamanki gibi. Tüm kadınlar her zamanki gibi. Kendimi kandırıyorum. Çünkü ben hiçbir zaman ''her zamanki gibi'' dediğim anları yaşamadım. Her zamanım farklıydı, sigara paketlerim, içkilerim, otobüslerim, arkadaşlarım farklıydı. Eşyalara bile bağlanamazken, bir insana bağlanmaktan hep korktum. Kaybettim, yanlış insanları seçmekten kendimi alıkoyamadım. Her zaman imkansızı istedim ve olmasını bekledim, olmadı. Artık daha sabırlıyım, işleri yoluna koymaya çalışıyorum ama değişen bir şey yok. Çırpındıkça batıyorum. Hayatından geçip giden kadın, erkeğin hayatını şekillendirir, derler. İster inan, ister inanma, seni şekillendiriyor. Zaten her şey yine burda başlıyor. Tek istediğim benimle şekillenmen, bana inanmandı. Ama ben daha kendime inanmazken, seni kendime nasıl inandıracaktım? Korkuyorum. Bencilliğimle yüzleştim, tüm bunları senin fark etmenden korkuyorum. Aslında mutlu olmanı istiyorum, gece yattığımda senin mutluluğunun benim mutsuzluğum olduğunu fark ediyorum. Elimde çok fırsat var, çok fırsat var, çok fırsat var. Ama ben artık hiçbir şey istemiyorum.

Mutluluklar.

''Mutluluk,
Diyordu adam,
Her konuda
Tekrara düşecek kadar
Rahat olmak.

Rahatsın,
Diyordu kadın,
Ama o sırada
Birdenbire
Odayı
Sözgelimi
Brezilya'ya
Çevirir
Bir çiçek.

İyi niyetlidir musluk,
Diyordu adam,
Yüzüne çarptığın
Ve içtiğin su
Aynı serinliktedir.

Mutluluk mu,
Diyordu kadın,
Mutluluk:
Açan tütün
Körelten tütün.''

8 Şubat 2013 Cuma

Umarım herkes bir gün, sigarayı bırakacak kadar çok sevilir.
14 Şubat'ın gereğinden fazla abartıldığını düşünerek geçirdiğim bi akşam sonrası kendimi korku içinde buldum. Uzun zamandır duygusal boşluğumu dolduracak birini bulamadığım için fazlasıyla üzülürken, insanların sevgilileriyle beraber vakit geçirecekleri bir günün beni neden bu kadar rahatsız ettiğini düşünmeye başladım. Sinir olduğum şey, insanların sanki başka hiçbir sorunları ya da hiç kimseleri yokmuş gibi davranmaları; beni korkutan şey ise, duygusal boşluğumu nihayetinde doldurduğumda benim de onlardan biri olma olasılığımdı. Her normal insan gibi birine ihtiyaç duyarken, yersiz korkulara kapılıyor olmamız zayıflığımızdan mı, yoksa fazla düşünceli olmamızdan mı kaynaklanıyordu, çözemedim. Her iki ihtimalde ise insan zayıflığının tüm belirtileri ortaya çıkıyordu ve her olasılıkta bir şeylere ve birilerine ihtiyacımız olduğu kesindi. Bunlardan kaçmamıza imkan yoktu, ama hepimiz birbirimizden kaçarken bir yandan da ihtiyacımız olan şeyleri kovalamamızın imkanı neydi? Yoksa hepimiz Martin Buber'in dediği gibi 'o'nda mı oluyorduk?

Belki de yalnızca aptalların mutlu olabildiği, diğer tüm insanların umutsuzca bağlanacak bir şeyler aradığı modern çağda hepimizi kurtaracak şey dünyanın buharlaşıp yok olmasıydı.

Tanrı gerçekten varsa yapacağı en akıllıca şey bu olacaktı.

31 Ocak 2013 Perşembe

Kendisine bile dürüst olmayı beceremeyen bir insan, sevilmeyi nasıl bekleyebilirdi?
Her şeyi yok ettim. Tüm yazıları, tüm telefon numaralarını, tüm adresleri. Evimi değiştirdim, arkadaşlarımı değiştirdim.

Ama bu şehirden kurtulamadım.