Annemle bile birbirimizi bir türlü sevemediğimiz bazı anlara sahip olan bir dünyada, seninle sevişebilmemiz imkansıza yakındı.
İmkansız denen bir şey gerçekten de vardı.
Uyandığımda yalnız olacağımı bildiğim her gün yüzümdeki makyajla yatıp, sabahları çirkin kalkıyordum. Sen yokken çirkin olmamın bir önemi olmuyordu.
Keşke hayatımdaki en büyük sorun çirkinliğim olsaydı.
Seni görebilme umuduyla yüzümü yıkadığım günleri severdim.
Keşke sen de sevseydin.
2 Nisan 2013 Salı
31 Mart 2013 Pazar
Tatlı rüyalar
Buraya uzunca bir şey yazmaya hazırlanıyordum ki aklıma sen geldin.
Sikerim böyle işi.
Sikerim böyle işi.
Hareket vakti
Anlaşılamamanın umrumuzda olmadığı saatlerdeyiz
Sevmeyi ne de iyi biliriz
Evden çıkmaları, keyifli
Evde kalmaları, tembel
İki paket sigara, yiyecek bir şeyler ve çay olması yeterdi evden çıkmamalara
Kendimiz olurduk, küfrederdik bolca
Beraber eğlenememiştik oysaki
Beraber düşündüğümüz vakitler olmuştu da,
Bambaşka şeylere kafa yormuştuk
Eskide kaldı, sen hatırlamazsın şimdi
Biz beraber hüzünlenemedik ya, en çok ona yanarım
Anlaşılamamanın alkol tesiriyle etkisini yitirdiği saatlerdeyiz
Oysa biz seninle iyi anlaşabilirdik
Oysa biz seninle rakı içmedik hiç
Benim dinmeyen mide ağrılarımın sebebi bu olsa gerek
Rüyalar görüyorum, bedensel acılardan uzak olduğum rüyalar
O rüyalar ki içinde hep sen varsın bu aralar
Sen aksini iddia ediyordun ama
Uyku önemli değildi bu boktan dünyada
Uyumasaydık da olurdu
Neyse, bu başka rakıların konusu
Mesela
Biz seninle Ahmet Kaya dinlemedik hiç
Tutuşamadık biz
Bakışamadık belli ki,
Bakışsaydık anlardın diyorum da
Sana bu kadar çok şey yüklüyor olmam beni mutsuzlandırıyor
Belki de suç bende
Ama en önemli sonuç şu:
Biz seninle olamadık.
Seninle yalnızca şiirler okuduk, şahitlerim var
Şiir okumaktan başka bir şey yapmadığım dönemlerden biriydi
Seninle kesişti seslerimiz
Bilen bilir ya, güzel okuyorduk
Duymadık birbirimizi
Ha, keşke duysaydık, o başka mesele
Un momento
Keşke aynı dili konuşsaydık seninle
Aşk örgütlenmektir
İnsan yaşadığı yere benzer
Zamanın bana ihanet etmesine alışığım da,
Sana neden acımadığını hiç anlayamıyorum
Zamansızlığımızda boğulduğumuz büyük gerçek
Sen fazla sakin, bekleyen
Ben fazla çocuk, ilerleyen
Bir adım attığımda üç adım gerimde olman bu yüzdendi
Anlaşılamamayı bastırıyor rakı
Keşke seninle de içebilseydik
Midem hala ağrıyorken, iki oda bir salon evimden bildiriyorum:
Bu gece rakı vardı, sana gerek yoktu
Yarın gözümü açar açmaz
Seni hatırlayacağım
Marilyn Monroe öldü sevgilim
Ben de fazla kalmayacağım
Sevmeyi ne de iyi biliriz
Evden çıkmaları, keyifli
Evde kalmaları, tembel
İki paket sigara, yiyecek bir şeyler ve çay olması yeterdi evden çıkmamalara
Kendimiz olurduk, küfrederdik bolca
Beraber eğlenememiştik oysaki
Beraber düşündüğümüz vakitler olmuştu da,
Bambaşka şeylere kafa yormuştuk
Eskide kaldı, sen hatırlamazsın şimdi
Biz beraber hüzünlenemedik ya, en çok ona yanarım
Anlaşılamamanın alkol tesiriyle etkisini yitirdiği saatlerdeyiz
Oysa biz seninle iyi anlaşabilirdik
Oysa biz seninle rakı içmedik hiç
Benim dinmeyen mide ağrılarımın sebebi bu olsa gerek
Rüyalar görüyorum, bedensel acılardan uzak olduğum rüyalar
O rüyalar ki içinde hep sen varsın bu aralar
Sen aksini iddia ediyordun ama
Uyku önemli değildi bu boktan dünyada
Uyumasaydık da olurdu
Neyse, bu başka rakıların konusu
Mesela
Biz seninle Ahmet Kaya dinlemedik hiç
Tutuşamadık biz
Bakışamadık belli ki,
Bakışsaydık anlardın diyorum da
Sana bu kadar çok şey yüklüyor olmam beni mutsuzlandırıyor
Belki de suç bende
Ama en önemli sonuç şu:
Biz seninle olamadık.
Seninle yalnızca şiirler okuduk, şahitlerim var
Şiir okumaktan başka bir şey yapmadığım dönemlerden biriydi
Seninle kesişti seslerimiz
Bilen bilir ya, güzel okuyorduk
Duymadık birbirimizi
Ha, keşke duysaydık, o başka mesele
Un momento
Keşke aynı dili konuşsaydık seninle
Aşk örgütlenmektir
İnsan yaşadığı yere benzer
Zamanın bana ihanet etmesine alışığım da,
Sana neden acımadığını hiç anlayamıyorum
Zamansızlığımızda boğulduğumuz büyük gerçek
Sen fazla sakin, bekleyen
Ben fazla çocuk, ilerleyen
Bir adım attığımda üç adım gerimde olman bu yüzdendi
Anlaşılamamayı bastırıyor rakı
Keşke seninle de içebilseydik
Midem hala ağrıyorken, iki oda bir salon evimden bildiriyorum:
Bu gece rakı vardı, sana gerek yoktu
Yarın gözümü açar açmaz
Seni hatırlayacağım
Marilyn Monroe öldü sevgilim
Ben de fazla kalmayacağım
29 Mart 2013 Cuma
Pişman
Bugünlerde halsiz ve yorgunum. Fazlasıyla kirliyim. Yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, ütü yapıyorum. Evde iş bitmiyor. Ya da ben bitirmiyorum. Bugünlerde ne zaman uyumak için kafamı gömsem yastığa, rüya görmeden
uyanmıyorum. Seni düşünmeden uyuyup, seni düşünerek kalkmam bundandır.
Seni düşünmeden uyuduğum kısma girmek istemiyorum. Söz konusu sen
olunca fazlasıyla yalancıyım, bilmiyorsun. Sen inkar ederken ben yalanlar
söylüyordum, bunu da bilmiyorsun. Anlamıyorsun. Bilen bilir, beni anlamış olsaydın dünyanın en mutlu insanı olurdun.
Yoksun.
Bugünlerde en çok senin nasıl olduğunu merak ediyorum ki, öğrenmek hiçbir işime yaramayacak. Sen güldükçe ben üzülüyorum. Sen güldükçe ben de gülüyorum ki, ağırlığında ezilmeyeyim. Eziliyorum, çünkü içten içe ağlarken insanlara gülmek çok zordur. Biliyor musun, bilmiyorum. Ezilmekten korktuğum için evden çıkmıyorum. Seni görmek istememem bundandır. Bilmiyorsun.
Yoksun.
Olmanı gerçekten istiyor muyum, bilmiyorum. Tek istediğim şu evden keyifli bir biçimde çıkmak aslında. Evden çıkmak istiyorum. Sen olmasaydın, evden rahatlıkla çıkabilirdim mesela. Ama varsın, varlığını engelleyemiyorum. Seni yanımda istememin nedeni bundandır. Çünkü uzağında olduğum sürece ben bu evden çıkmak istemiyorum. İsteklerim -her zamanki gibi- sonuç vermiyor.
Yoksun.
Devrelerim yandı sanırım. Bir kere düşünmem gerekeni binlerce kez düşünmeden edemiyorum. Dışarı çıkmadığım her dakika evden biraz daha nefret ediyorum. Sevmemek bir şeyleri sonuca bağlıyor aslında. Çünkü ben sevdikçe, çözümsüz kalıyorum. Sevmek de istemiyorum da, bunu nasıl anlarsın bilmiyorum. Neyse, bazen ben bile kendimi anlamıyorum.
Yoksun.
Olmuyorsun da, ben seni neden kafamdan atamıyorum? Şu siktiğimin dünyasında neden keyifli olamıyorum? Mutluluk değil istediğim, anla bunu, kim bulmuş ki salt mutluluğu? Mutluluk dediğin nedir ki zaten şu üç kuruşluk yerde. Ben sadece anlaşılmak istiyorum. Bunu defalarca kez söylemiştim, yine söylerim, beni anlamanı istiyorum.
Anlamıyorsun.
Varlığınla ilgilenmiyorum. Yüzüme bakma. Gülme hatta. Üzüldüğümü söylemiştim. Yalnızca biraz zaman istiyorum. Biraz huzur. Ondan sonra seni varlığınla başbaşa bırakacağım, beni bir daha asla bulamayacaksın. Beni görecek, ama dokunamayacaksın. Belki birkaç asır sonra ya da başka bir evrende bana ihtiyaç duyacaksın. Biliyorum. Pişman olacaksın.
Aşık kalacaksın.
Yoksun.
Bugünlerde en çok senin nasıl olduğunu merak ediyorum ki, öğrenmek hiçbir işime yaramayacak. Sen güldükçe ben üzülüyorum. Sen güldükçe ben de gülüyorum ki, ağırlığında ezilmeyeyim. Eziliyorum, çünkü içten içe ağlarken insanlara gülmek çok zordur. Biliyor musun, bilmiyorum. Ezilmekten korktuğum için evden çıkmıyorum. Seni görmek istememem bundandır. Bilmiyorsun.
Yoksun.
Olmanı gerçekten istiyor muyum, bilmiyorum. Tek istediğim şu evden keyifli bir biçimde çıkmak aslında. Evden çıkmak istiyorum. Sen olmasaydın, evden rahatlıkla çıkabilirdim mesela. Ama varsın, varlığını engelleyemiyorum. Seni yanımda istememin nedeni bundandır. Çünkü uzağında olduğum sürece ben bu evden çıkmak istemiyorum. İsteklerim -her zamanki gibi- sonuç vermiyor.
Yoksun.
Devrelerim yandı sanırım. Bir kere düşünmem gerekeni binlerce kez düşünmeden edemiyorum. Dışarı çıkmadığım her dakika evden biraz daha nefret ediyorum. Sevmemek bir şeyleri sonuca bağlıyor aslında. Çünkü ben sevdikçe, çözümsüz kalıyorum. Sevmek de istemiyorum da, bunu nasıl anlarsın bilmiyorum. Neyse, bazen ben bile kendimi anlamıyorum.
Yoksun.
Olmuyorsun da, ben seni neden kafamdan atamıyorum? Şu siktiğimin dünyasında neden keyifli olamıyorum? Mutluluk değil istediğim, anla bunu, kim bulmuş ki salt mutluluğu? Mutluluk dediğin nedir ki zaten şu üç kuruşluk yerde. Ben sadece anlaşılmak istiyorum. Bunu defalarca kez söylemiştim, yine söylerim, beni anlamanı istiyorum.
Anlamıyorsun.
Varlığınla ilgilenmiyorum. Yüzüme bakma. Gülme hatta. Üzüldüğümü söylemiştim. Yalnızca biraz zaman istiyorum. Biraz huzur. Ondan sonra seni varlığınla başbaşa bırakacağım, beni bir daha asla bulamayacaksın. Beni görecek, ama dokunamayacaksın. Belki birkaç asır sonra ya da başka bir evrende bana ihtiyaç duyacaksın. Biliyorum. Pişman olacaksın.
Aşık kalacaksın.
Dilek taşı
Bugün bulaşık yıkadım. İnanmasan hakkın var, malum ben bulaşık yıkamayı hiç sevmem. Mecbur kaldım. O kadar çok birikmişlerdi ki, bir yerden başlamak lazımdı. Ev kirliydi. Ev en az benim kadardı. Ne eksik ne de fazla. Ev benim kadar kirliydi.
Mecbur kaldım. Mutfaktaki balkon kapısını sonuna kadar açtım. Bilmezsin sen, benim ev az biraz karanlık. Girebildiği kadar soktum güneşi içeri. Güneş pek de yoktu ya, neyse. Biz işimize bakalım dedim, Bandista dinleyerek bulaşığa başladım. Köpükler seni unutturdu. İlk defa seni unutturdu. Ama işte o sözler yok mu o sözler, ''aşk örgütlenmektir, bi düşünün abiler.'' Hatırladım. Bulaşık bitti, sigara yaktım. Babam geldi, inanır mısın? Babamı tanımıyorsun. Onu gördüğüme sevinmedim. Çünkü bugün seni görmediysem, başka bir erkeği de görmemeliydim. Delirdim. Bir hışımla yemek yapmaya koyuldum. Mutfaktan çıkmadım. Yemek pişirdim, bulaşık çıkardım, yemek yedim. Hayatım bu değil miydi zaten? Bir şeyleri yapıyor, yeniden yıkıyordum. Yeni şeyleri hayatıma soktuktan sonra, içini boşaltıp kirlilerin yanına koyuyordum. Bana yeninin bir hayrı yoktu. Yeni kötüydü. Sen kötüydün.
Affet beni diyemem. Hiçbir şey için özür dileyemem. Bir tek dileğim var, o da pişman olup yalnızlığında sürünmen. Çünkü ben bulaşık yıkamayı hiç sevmem. Ve bulaşık yıkarken pişman olurum, anlıyor musun?
Mecbur kaldım. Mutfaktaki balkon kapısını sonuna kadar açtım. Bilmezsin sen, benim ev az biraz karanlık. Girebildiği kadar soktum güneşi içeri. Güneş pek de yoktu ya, neyse. Biz işimize bakalım dedim, Bandista dinleyerek bulaşığa başladım. Köpükler seni unutturdu. İlk defa seni unutturdu. Ama işte o sözler yok mu o sözler, ''aşk örgütlenmektir, bi düşünün abiler.'' Hatırladım. Bulaşık bitti, sigara yaktım. Babam geldi, inanır mısın? Babamı tanımıyorsun. Onu gördüğüme sevinmedim. Çünkü bugün seni görmediysem, başka bir erkeği de görmemeliydim. Delirdim. Bir hışımla yemek yapmaya koyuldum. Mutfaktan çıkmadım. Yemek pişirdim, bulaşık çıkardım, yemek yedim. Hayatım bu değil miydi zaten? Bir şeyleri yapıyor, yeniden yıkıyordum. Yeni şeyleri hayatıma soktuktan sonra, içini boşaltıp kirlilerin yanına koyuyordum. Bana yeninin bir hayrı yoktu. Yeni kötüydü. Sen kötüydün.
Affet beni diyemem. Hiçbir şey için özür dileyemem. Bir tek dileğim var, o da pişman olup yalnızlığında sürünmen. Çünkü ben bulaşık yıkamayı hiç sevmem. Ve bulaşık yıkarken pişman olurum, anlıyor musun?
28 Mart 2013 Perşembe
Köşe
Bugün seni görmemek için evden çıkmadım. Yalnız kalmak için evden çıkmadım. Bir demlik çay ve bir paket sigarayla başbaşa kaldım. Yapacak pek bir işim de yok. Ders çalışsaydım hiç de fena olmazdı hani, ama çok da gerek yok. Açık pencereden giren rüzgar ve güneş bana yetiyor. Çay dolduruyorum.
Bir köşede onlar için ağlıyorum.

Bir köşede onlar için ağlıyorum.

27 Mart 2013 Çarşamba
Bilinçaltı
Uyumadan önce seni düşünmedim.
Uyandığım anda seni düşünüyordum.
Bugün senin için dişlerimi fırçaladım.
Ama ben, seninle konuşmayacağım bile.
Uyandığım anda seni düşünüyordum.
Bugün senin için dişlerimi fırçaladım.
Ama ben, seninle konuşmayacağım bile.
26 Mart 2013 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
